Arama

POMPE HASTALIĞI

Glikojen depo hastalığı Tip II olarak da bilinen Pompe hastalığı, lizozomal asit-alfa-glukozidaz (GAA) (asit maltaz) enzimi aktivitesi eksikliği sonucu gelişen, nöromusküler sistem bulguları ağırlıklı olan, ilerleyici ve çoklu sistem tutulumu yapan bir kalıtsal metabolik hastalıktır.

Pompe hastalığı genetik geçişli ve tek bir gendeki, burada GAA geni, soruna bağlı olarak gelişir. Otozomal resesif denilen kalıtım modeli görülür. Bu modelde hastalığın ortaya çıkabilmesi için sorunlu genden iki kopya gerekir. Hastalığın genetik bilgisini tek kopya taşıyan kişilerde bir bulgu görülmezken, biri anneden diğeri babadan kalıtılan iki gende de hastalık bilgisi varsa hastalık ortaya çıkar. Bu durumda anne ve babası Pompe hastalığı için taşıyıcı olan bir kişide Pompe hastalığının görülme riski yüzde yirmibeştir. Her yeni gebelikte aynı risk devam eder.

Hastalık GAA geni varyantlarının neden olduğu eksik veya yetersiz GAA enzimi aktivitesine bağlı olarak, lizozom adı verilen hücre organellerinde glikojen yıkımının aksaması nedeniyle gelişir. Lizozomlarda biriken glikojen önce bu organelin sonra da diğer bazı hücre alt yapılarının işlevlerinin bozulmasına neden olur. Glikojen birikimi öncelikle iskelet kaslarında, düz kaslarda, solunum ve hastalığın erken başlangıçlı tipinde kardiyak işlevlerde ilerleyici kayıba neden olur. 

 

Pompe Hastalığının Görülme Sıklığı Ne Kadardır?

Sıklık çalışmaları bölgesel farklılıklar göstermekle birlikte eski çalışmalar toplumda görülme sıklığının 1:40,000 olduğunu bildirmektedir. Özellikle son yıllarda yenidoğan tarama çalışmaları sıklığın ve tip dağılımının değişken olmakla birlikte tahmin edilenden yaklaşık 2 kat sık görüldüğünü bildirmektedir.

 

Pompe Hastalığının Farklı Tipleri Var Mıdır?

Hastalık başlangıç yaşına, organ tutulumuna, hastalığın şiddetine ve ilerleme hızına göre hafiften ağıra devamlılık oluşturan bir klinik spektrum gösterir. Tiplendirmede hastalığın başlangıç yaşı esas alındığında infantil (ilk yaş, süt çocukluğu), çocukluk çağı, juvenil ve erişkin tipler tanımlanır.  Çocukluk çağında başlayan Pompe hastalığı, klasik infantil ve klasik olmayan çocukluk çağı tiplerini kapsar. Klasik infantil tipte genellikle yaşamın ilk günlerinde veya haftalarında bulgular başlar. Kalpte büyüme (kardiyomegali) ve kalp kasında hacim artışı (hipertrofi) ve işlev yetersizliği (kardiyomiyopati) ile seyreden kalp tutulumu görülür. Bu tip tıbbi kaynaklarda infantil başlangıçlı Pompe hastalığının kısaltılmış ifadesi olan "IOPD" olarak tanımlanır. İskelet sistemi bozukluğu, beslenme güçlüğü, gövdede kol ve bacaklarada gevşeklik (hipotoni) ve solunum sıkıntısı ile kendini gösterir. Hastalığın doğal seyrinde ölüm, ilerleyici kardiyak ve solunum yetmezliği nedeniyle yaşamın ilk iki yılı içinde meydana gelir.

“Klasik olmayan infantil tip” terimi, daha az şiddetli kalp tutulumu ve daha hafif motor bulgular gösteren, bu sayede daha uzun hayatta kalma süresi ve daha iyi motor gelişim sergileyen bir yaşın altındaki bebekler için kullanılır. Esas olarak diyafram ve karın duvarı kaslarının, özellikle de iç oblik kaslar ve rektus abdominis kasının zayıflığından kaynaklanır. Hastalığın geç başlangıçlı Pompe hastalığı da denilen diğer tipi için “LOPD” kısaltması kullanılır. Hastalık başlangıcı 12 ay ile yetişkinlik arasında olan hastalar (çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemleri) bu gruba girer.

Hastalığın LOPD tipinde bulgular son derece değişken olabilir; hafif kas tutulumunun görüldüğü vakalardan, şiddetli kronik solunum yetmezliği, gövde ve kavşak kaslarında belirgin güçsüzlüğe kadar geniş bir klinik yelpazeyi kapsayabilir. Genel anlamda, “LOPD” terimi, aile öyküsü, yüksek serum kreatin kinaz (CK) düzeyleri veya yenidoğan taraması ile saptanan ve GAA geninde LOPD varyantları taşıyan, ancak tanı anında klinik tablosu öngörülemeyen ve bulgusu olmayan hastalara için de kullanılmaktadır. Enzim eksikliği her iki tipte de belirgindir. Fibroblast, kas ya da lökositlerde enzimatik tanı yapılabilir. Erişkin tipte rezidüel enzim aktivitesi saptanırken, infantil tipte aktivite gösterilemez.

 

Pompe Hastalarında Hangi Şikâyetler Görülebilir?

Şikayetler hastalığın tipinde göre değişir. Klasik infantil tip Pompe hastalığı (IOPD) en ağır klinik tabloya neden olur. Çocuk doğumda normaldir. İlk hafta veya aylarda belirgin gövdesel gevşeklik, kas güçsüzlüğü ve reflekslerin zayıflaması gelişir. Solunum kaslarının işlevlerinde yetersizlik nedeniyle solunum sıkıntısı, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve uykuda solunum düzensizliği gözlenir. Kalp ileri derecede büyüktür. Kalp kasında hacim artışına rağmen kalbin kanı pompalama işlevi giderek bozulur ve kalp yetersizliği gelişir.  Kas-iskelet sisteminde ilerleyici kas güçsüzlüğünü yaşa göre kazanılması beklenen motor gelişim basamaklarında gerilik izler. Gastro-intestinal sistemde dil büyüklüğü gelişir. Beslenme güçlüğü, büyüme geriliği ve karaciğerde büyüme eşlik eder. Kardiyak yetersizlik gelişmemişse karaciğer boyutları normaldir. Beyin gelişiminde sorun olmaz. Hastalığın bu erken başlangıçlı tipinde enzim tedavisi uygulanmazsa hastalar genellikle kardiyopulmoner yetersizlik veya aspirasyon sonucu yaşamın ilk iki yılında kaybedilir. Çocukluk döneminde bulguları başlayan, motor becerilerin gelişimde gerilik, gevşeklik, kalça ve gövde kaslarında zayıflık ile seyreden ancak belirgin bir kardiyak bulgunun olmadığı çocukluk tipi hastalıkta kas tutulumu giderek belirginleşir ve hasta genellikle 20-30 yaşlarında solunum yetersizliği ile kaybedilir.

Erişkin tipte klinik tablo geç başlangıçlı miyopatilere benzer. 30-40 yaşlarında kas gücünde azalma belirginleşir. Kardiyak tutulum yoktur veya hafiftir. Zamanla kalça, bel ve diyafragma kaslarındaki tutulum, yürüme güçlüğüne ve solunum yetersizliğine neden olur. Solunum sisteminde sık enfeksiyonlar, ilerleyen solunum sıkıntısı ve yetersizliği, ortopne, uyku apnesi, uyuklama, egzersiz dispnesi, sabah baş ağrısı ve uykuda üst solunum yollarında tonus azalması nedeniyle zayıf öksürük görülebilir. İskelet kas sisteminde bacaklarda belirgin kas güçsüzlüğü, bel ve sırt ağrısı, egzersiz tahammülsüzlüğü, rijit omurga sendromu, duruş bozukluğu ile birlikte lordoz, skolyoz, Gowers işareti başlıca bulgulardır. Gastrointestinal sistemde ise tartı duraklaması, kilo alamama, beslenme güçlüğü, yetersiz öğürme refleksi, çiğneme ve yutma güçlüğü, karaciğerde büyüme gözlenebilen bulgulardır.

 

Pompe Hastalığı Şüphesinde Hasta Nasıl Değerlendirilir?

Aile öyküsünde kas hastalıkları, hastalığın başlangıç yaşı ve seyrine ilişkin bilgiler dikkatle değerlendirilmelidir. İlerleyici, özellikle omuz ve kalça çevresindeki kasların etkilenmesi ile seyreden kavşak tipi “limb-girdle” güçsüzlük yetişkinlikte başlayan LOPD hastaları tarafından bildirilen en sık görülen bulgulardan biridir. Bu bulgu genellikle klinisyen tarafından değerlendirilmenin ana nedenidir. Klinikte kavşak tipi gövdesel güçsüzlüğe eşlik eden dil tutulumu, solunum yetersizliği ve kolay yorgunluk LOPD’nin başlıca klinik bulgularıdır. Dil güçsüzlüğü, bu hastalığın erken belirtisi olabilir ve her zaman değerlendirilmelidir; bu durum, LOPD’yi diğer miyopati türlerinden ayırt etmede yararlı olabilir.

Dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında izole solunum kası tutulumu ile birlikte hafif CK yüksekliği yer alır. Nörolojik muayene, LOPD’nin erken evrelerinde etkilenebilen gövde kaslarının değerlendirilmesini içermelidir; ancak bu kasların tutulumunu klinik olarak değerlendirilmek zordur. Nedeni sırtüstü pozisyondan kalkma veya yüzüstü pozisyondan gövdeyi kaldırma yeteneğinin farklı kas gruplarının aktivasyonunu gerektirmesi ve bu işlemin diğer kemik eklem olayları ve solunum işlevi bozukluklarından etkilenebilmesidir.

Skolyozun varlığı, gövde kaslarında zayıflığa işaret edebilir. Kas-iskelet sistemi komplikasyonları (örneğin, hiperlordoz, kifoz, skolyoz, omurga sertliği sendromu) beyin damar anormallikleri eşlik edebilir. 

 

Pompe Hastalığında Klinik Süreç Nasıl Seyreder?

Klinik süreç bulguların başlangıcından geri dönüşümsüz kas hasarına kadar başlıca üç dönemde değerlendirilebilir.

  1. Dönem: Kas işlevleri henüz bozulmamıştır. Glikojen depolanmış lizozomların sayısı azdır. Bu erken dönemde kas tutulumunun klinik bulgusu olmayabilir.
  2. Dönem: İşlevleri bozulmuş kaslar ve lizozomlarda belirgin glikojen depolanması gözlenir. İlerleyici kas güçsüzlüğü ve işlevsel bozukluk gelişir.
  3. Dönem: Hasarlı kas yapısı glikojen depolanması, fibrozis, ve yağlanma içerir.  Hareket yeteneği kaybı, ventilatör gereksinimi ve erken kayıp nedeni olabilir.

 

Pompe Hastalığı Şüphesinde Hangi Laboratuvar Testleri Tanıda Yardımcıdır?

Tanı testleri hastalığın erken başlangıçlı IOPD veya geç başlangıçlı erişkin tip LOPD olmasına göre bazı farklılıklar gösterir.

Erken başlangıçlı Pompe hastalığı tanı testleri: Destekleyici laboratuvar bulguları arasında ön-arka akciğer grafisinde kardiyomegali yer alır. Tipik EKG bulgusu tanıda önemlidir. EKG’de yüksek voltajlı geniş QRS kompleksi ve yüksek R dalgası, kısa PR aralığı görülür.  EKO  bulgusu ise hipertrofik kardiyomiyopatidir. Kan biyokimyasında kreatin kinaz (CK), alanin aminotransferaz (ALT) ve aspartat aminotransferaz (AST), ve laktat dehidrogenaz (LDH), idrarda glikoz tetrasakkarit (Glc4) artışı görülür. Elektromiyografi (EMG)’de miyopati saptanır.

Geç başlangıçlı Pompe hastalığı tanı testleri: LOPD’de biyokimyasal laboratuvar testleri genellikle CK düzeylerinde hafif bir artış gösterir; ancak bu değerler bazen normal de olabilir. İskelet kası hasarını yansıtan plazma kardiyak troponin T (cTnT) düzeylerinde yükselme saptanabilir ve bu durum yanlışlıkla miyokard enfarktüsü veya hasarı tanısına yol açabilir. Genellikle ALT ve AST düzeylerinde yükselme saptanır ve bu durum metabolik miyopatiler şüphesi açısından uyarı işaretleri olarak değerlendirilmelidir. Kan şekeri düşüklüğü olmaz. Ancak, bu laboratuvar bulguları hastalığa özgün olmayıp hastalığın seyrini öngörmede de değerleri sınırlıdır.                                                                                      

EMG:  Özellikle vücudun merkez ekseni boyunca uzanan aksiyel kaslarda miyotonik deşarjları içeren spontan aktiviteli miyopatik tablo gösterir; bu durum her zaman LOPD şüphesini doğurur.                                                                                       

Kas manyetik rezonans görüntüleme (MRG): Paravertebral ve karın kaslarının, dilin, kalça ekstansör kaslarının tutulumu (örn. adduktor magnus) ile bacak kaslarının etkilenmemesi tanı desteği açısından önemli bir bulgudur. Bu patolojiler, hastalığın henüz klinik bulgunun olmadığı aşamasında bile saptanıp hastalık şüphesine neden olabilir. Paravertebral atrofi özgün bir bulgu değildir ve diğer kalıtsal veya edinilmiş miyopatilerde de saptanabilir; ancak karın bölgesi güçsüzlüğüyle olan ilişkisi diğer hastalıklarda genellikle gözlenmez. Diz ekstansörlerinde yağlı değişim genellikle hastalığın daha ileri evrelerinde saptanır. Rektus femoris, sartorius ve gracilis kasları seçici olarak etkilenmez; bu bulgu, distrofiler gibi diğer kas hastalıklarından ayırıcı tanıda yararlı olabilir. Üst ekstremitelerde genellikle trapezius inferior, romboid ve subskapularis kaslarının tutulumu ve daha sonra serratus anterior, deltoid ve supraspinatus kaslarında orta derecede hasar görülür. Fonksiyonel solunum testleri normal aralıkta olsa bile diyafragmatik MRG anormallikleri görülebilir.                 

Kas biyopsisi: Glikojen birikimini saptamak için Periyodik asit-Schiff (PAS) boyaması ve lizozomal anormalliklerin bir belirteci olarak asit fosfataz boyaması dahil olmak üzere, histolojik ve histokimyasal çalışmalarda standart yöntemler kullanılarak gerçekleştirilebilir. Tipik patolojik tablo, glikojen deposu ve artmış asit fosfataz reaktivitesi gösteren vakuollü miyopati ile karakterizedir. Lif atrofisi, IOPD ve çocukluk çağı formlarında daha belirgindir; tip 1 ve tip 2 lifler eşit oranda etkilenir. Yetişkin vakalarında da iç çekirdeklerin varlığı ve nekroz bildirilmiştir. Vakuol sayısı ve glikojen birikiminin miktarı değişkenlik gösterir ve genellikle IOPD’de yetişkin formlarına göre daha belirgindir; yetişkin formlarında ise histolojik incelemeler hafif bir tutulum ya da bazı vakalarda normal bir görünüm gösterebilir.           
                                                                                                    
Enzimatik tanı: GAA aktivitesine yönelik bir biyokimyasal test, lökositlerde, fibroblastlarda veya kas dokusunda gerçekleştirilebilir. Deri fibroblastları veya kas biyopsisinde asit α-glukozidaz (GAA) testi, klinik ve laboratuvar verileriyle birleştirildiğinde Pompe hastalığının kesin tanısında önemlidir. Genel olarak, IOPD hastalarında GAA aktivitesi son derece düşüktür (%1'den az), oysa LOPD hastalarında normal GAA aktivitesinin %2–30'u düzeyindedir. GAA enzim aktivitesi düşük veya sınırda ise moleküler tanı gerekir. Homozigot durumda tek bir mutasyon, bileşik heterozigot durumda 2 farklı mutasyon saptanır. Mutasyonlar GAA genine yayıldığından moleküler tanı için, genin tamamı dizilenir. GAA enzimatik aktivitesi düşükse ve dizileme sonucunda heterozigotlukta bir patojenik veya GVUS mutasyonu saptanırsa, birkaç nükleotidlik delesyon veya insersiyonları dışlamak için GAA geninde daha kapsamlı genetik inceleme yapılmalıdır.             

Moleküler tanı: Genetik analiz, kesin tanı için günümüzde önem kazanmıştır. Kan, yanak sürüntüsü, kas dokusu veya tükürük örnekleri üzerinde gerçekleştirilebilir. Geçmişte tanı süreci her zaman kas biyopsisi ve enzim aktivitesi değerlendirmesinin ardından hedefe yönelik genetik çalışmaların yapılmasını içerirken, genetik alanındaki teknolojik gelişmeler klinik uygulamaları büyük ölçüde değiştirmiştir. Çok sayıda genin hızlı bir şekilde analiz edilmesini sağlayan yeni nesil dizi sekanslama (NGS) panellerinin mevcut olması, klinik şüphe sonrasında genellikle genetik çalışmanın ilk tanı adımı haline gelmesine yol açmıştır. Ancak, patogenetik önemi belirlenmemiş varyantlar tespit edildiğinde, kas biyopsisi ve biyokimyasal testler, bu varyantların hastalık oluşumundaki rolünü belirlemede hâlâ büyük önem taşımaktadır.       
                                                                                                                          
Diğer tanı testleri: Filtre kağıdına alınan kanda (kurutulmuş kan damlası) yapılan GAA testi, hızlı sonuç verme avantajı da sunan, oldukça güvenilir, nispeten invaziv olmayan ve spesifik bir tarama testidir. İdrar glikoz tetrasakkarit (Glc4) testi tanıda yardımcı diğer bir biyokimyasal testtir. Son yıllarda yenidoğan tarama testi de giderek yaygınlaşmaktadır.

Pompe Hastalığında Enzim Tedavileri (ERT) Nelerdir, Nasıl Uygulanır?

Enzim tedavisi: Hastalıkta enzim tedavisi geliştirilmiş ve uygulanan bir tedavidir. Enzim tedavisi yaşam beklentisinde ve kalitesinde anlamlı iyileşme sağlamıştır. Son yıllarda enzim tedavisinde enzimin etkinliğini arttıran yapısal değişiklikler içeren moleküller ve şaperon olarak isimlendirilen yardımcı molekül ile birlikte kullanımı konusunda gelişmeler olmuştur. İlk uygulanan enzim Rekombinan alfa-glukosidaz – alglukosidaz alfa (ALG, MyozymeR 2006/LumizymeR 2010) IOPD hastalığında 2006 yılında ve LOPD hastalığı için 2010 yılında onaylanmıştır.

ERT, genellikle iki haftada bir intravenöz infüzyon yoluyla uygulanır. Tedavi sırasında IgG antikorlarına bağlı alerjik reaksiyonlar gelişebilir. Hafif veya orta dereceli reaksiyonlar, infüzyon hızını yavaşlatarak veya geçici olarak keserek kontrol altına alınabilir; antihistaminikler ve kortikosteroidler kullanılabilir. IgE antikorları nedeniyle şiddetli anafilaktik reaksiyon meydana gelebilir, bu da hastanede infüzyon yapılmasının gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. ERT uygulanan bazı kişiler verilen enzime karşı antikorlar geliştirebilir, potansiyel olarak tedavinin etkinliğini azaltabilen bu duruma engel olabilmek için ilave tedavi gerekebilir. Zamanla, bazı kişilere daha yüksek dozlarda enzim gerekebilir veya kişiler  tedaviye yanıt vermeyebilir. ERT'nin hastaların yaşam beklentisini ve solunum (ventilatör) yardımı olmadan hayatta kalma süresini uzattığı gösterilmiş olsa da, bu tedavi yöntemi tam olarak iyileştirici değildir.

Yeni Nesil ERT’ler: Avalglukosidaz alfa (AVA, NexviazymeR /NexviadymeR ) 2021 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve Avrupa Birliği Komisyonu (EMA) tarafından onaylanmıştır. Bunun dışında ERT + şaperon tedavisi ciproglukosidaz alfa + miglustat (Cipa+mig, PombilitiR + OpfoldaR) 2023 yılında EMA ve FDA tarafından onaylanmıştır. 

Erken Başlangıçlı Pompe Hastalığında Enzim Tedavisine Yanıt Nasıldır?

Enzim tedavisi ile hipertrofik kardiyomiyopati, kardiyak işlevler ve kas gücünde iyileşme gözlenmesine rağmen zamanla hastalığın özellikle erken başlangıçlı tiplerde kas zayıflığı, karakteristik yürüyüş, lomber lordoz ve ilerleyici skolyoz, solunum fonksiyon bozukluğu, işitme kaybı, ptozis, motor konuşma bozukluğu,  yutma güçlüğü, gastro-özofageal reflü, solunum yolu enfeksiyonları, bilişsel ve nöropsikolojik disfonksiyonu da içerebilen farklı bir klinik tabloya evrilebildiği gözlenmektedir. Bu nedenle erken başlangıçlı Pompe hastalığında enzime karşı gelişen yüksek antikor oluşumunu engellemek ve tedavi başarısını artırabilmek amacıyla bazı ek tedaviler uygulanmaktadır. Özellikle GAA enzimi tamamen eksik doğal olarak bu enzimle hiç tanışmamış çocuklarda çapraz reaktif immunolojik materyal (CRIM) “cross-reactive immunolojik material” testi denilen bir test yapılmakta, test negatif ise immun sistemin antikor yanıtını baskılaycı ilaçlar uygulanmaktadır.

Enzim tedavisini iyileştirme girişimleri arasında CRIM negatif hastalarda immünomodülasyon, yüksek doz enzim, haftalık tedavi, yenidoğan taramaları ile erken tanı ve tedavi (yaşamın ilk 10 gününde), prenatal (anne karnında doğum öncesi) tedavi, biyobelirteç arayışı (miR-133a) ve  rejeneratif kapasiteyi geliştrme gibi farklı tedavi arayışları mevcuttur.

Pompe Hastalığında Enzim Tedavileri Dışındaki Tedaviler Nelerdir?

Farmakolojik şaperon tedavisi: İlk olarak başka bir lizozomal depo hastalığı olan Fabry hastalığının tedavisinde denenmiş olan farmakolojik şaperon tedavisi (PCT), küçük moleküllü bağlayıcıların kısmen yanlış katlanmış bir proteinin yapısal değişikliğini engelleyerek etki edebileceği ve böylece hatalı proteinin organellere taşınmasını kolaylaştırabileceği kavramına dayanmaktadır. Bu umut verici sonuçlar, 2023 tarihinde, LOPD'li yetişkinlerin tedavisi için miglustat ile kombinasyon halinde kullanılan uzun süreli ERT olarak cipaglukozidaz alfa'nın onaylanmasına yol açmıştır.

Gen tedavisi: ERT ile ilişkili immünojenik komplikasyon riski ve farmakodinamik sorunlar, farklı tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesini teşvik etmiştir. Son yıllarda gen tedavisi özellikle “in vivo” uygulamalar için adeno-ilişkili viral (AAV) gen terapisi ve “ex vivo” uygulamalar için lentiviral (LV) gen tedavisi büyük ilgi görmüştür. Bu konuda araştırmalar devam etmektedir.

Diğer deneysel tedaviler: Oksidatif stresi, gendeki “splicing” ekleme bozukluğunu ve ön madde “substrat” azaltılmasını hedef almıştır.

Pompe Hastaları Nasıl İzlenmelidir?

Pompe hastalığının tedavisinde çok disiplinli izlem gerekir. Tedavinin yönetiminde enzim tedavisinin uygulanmasını ve tedaviye yanıtın izlenmesini önemlidir. Özellikle çocuklarda büyüme ve gelişiminin izlenmesi ve gelişebilecek çok disiplinli sorunların çözümlenmesi için çocuk metabolizma hastalıkları uzmanları ile birlikte nöroloji, pulmonoloji, kardioloji, fizyoterapi ve konuşma terapisti gibi uzmanlarla yönetilmelidir. Pompe hastalığı konusunda deneyimli sağlık ekibinin koordine ettiği çok disiplinli ekibin yönetimi başarılı tedavi için gereklidir. Tüm Pompe hastalarında tedavi etkinliğinin dikkatli ve düzenli bir izlenmesi ile değerlendirilmesi önemlidir. ERT'ye devam endikasyonunu değerlendirmek, hastanın iyileşmesi veya durumunun stabil hale gelmesini izlemek gerekir.

Pompe Hastalığı İzleminde Çok Disiplinli Genel Uygulamalar Hangi Başlıkları İçermelidir?

  • Enfeksiyonlardan koruyucu önlemler: Tam aşılama programı, pnömokok, grip aşıları ve RSV profilaksisi önerilir.
  • Solunum rahatsızlıklarının yoğun ve erken tedavisi: Solunum desteği, mekanik ventilasyon kullanımı, öksürük yardım cihazları, diğer solunum yardımcıları gerekebilir.
  • Beslenme desteği: Tedavinin başarısında etkilidir. Ağız yoluyla, nazogastrik, gastrostomi tüpüyle beslenme desteği gerekebilir.
  • Kardioloji: Deneyimli kardiyolog takibi, kardiyomiyopati tedavisi
  • Fizik tedavi: Hareket aralığını korumaya, yürümeyi iyileştirmek için kas güçsüzlüğüne yönelik olmalıdır. Fiziksel egzersiz, ortezler veya destekleyici ürünlerin kullanımı gerekebilir. Eğilme hareketlerinden kaçınılmalı, omurga düzgünlüğü korunmalıdır.
  • Kulak-burun-boğaz: Sensörinöral işitme kaybı için işitme cihazları gerekebilir.
  • Cerrahi müdahale: Kontraktürler (kas kısalması/gerginliği) için gerekebilir.
  • Çeşitli kuruluşların Pompe hastalığı ile yaşayan kişilere yönelik kanıta dayalı tanı ve tedavide hekimlere ve hastalara rehberlik için hazırlanmış bakım önerilerinden destek alınabilir.

Erken Çalışmalardan Sonra Pompe Hastalığında Neler Gözlendi?

  • IOPD hastalarının ERT'ye yanıtları farklıdır, etkinlik erken tedavi edilen hastalarda bile istenilen düzeyde değildir.
  • ERT'nin uygulanması, IOPD'nin çok sistemli tutuluma neden olan karakterini ortaya çıkarmıştır; ERT alan hastalar, ERT öncesi dönemde bilinmeyen klinik semptomlar geliştirir.
  • Bu yeni IOPD fenotipinin özellikleri arasında kalp, konuşma, işitme, kas-iskelet sistemi, solunum, yutma ve nörobilişsel bulgular yer almaktadır.
  • ERT, IOPD'nin prognozunu önemli ölçüde iyileştirmiş olsa da, riskler hala oldukça yüksektir ve uzun süreçte zamanla motor fonksiyonlarda azalma sıklıkla görülmektedir.
  • Yaşam kalitesi iyileşmekle birlikte, yine de etkilenmeye devam etmektedir.

Son sözler

  • Pompe hastalığında erken tanı çok önemlidir, hastalığın doğal seyrini olumlu yönde değiştirebilen tedaviye başlama ve aileye genetik danışmanlık hizmeti sunma olanağı sağlar.
  • Enzim replasman tedavisi kullanılmaya başlanmadan önce, erişkin tipte hastalığın doğal seyrinin hafif ve yavaş olmasına rağmen değişken derecelerde kas bozukluğuna yol açtığı unutulmamalıdır.
  • Kas bozukluğu, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler; fiziksel performansın azalmasına, genel sağlık durumunun kötüleşmesine, fiziksel verimlilikle ilgili ailevi ve sosyal sorunlara neden olur.
  • Hastalığın ilerlemesi bağımsız yürüme yetisinin kaybına yol açar ve hastaları tekerlekli sandalye kullanmaya zorlar.
  • Hastalarda en önemli sorun solunum yetmezliğidir.
  • Hastalığın süresi uzadıkça akciğer fonksiyonu giderek daha fazla bozulur ve solunum desteği gerekir.
  • Günümüzde ERT ile bu süreci durdurmak mümkün görünmektedir, ancak bunun için hastalığın erken evrelerinde teşhis edilmesi gerekmektedir.
  • Gelecek Pompe hastalığında daha etkili tedaviler getirecektir.

 

 

Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
Beslenme ve Metabolizma Bilim Dalı

 

 

Sosyal medya hesaplarımızı takip etmeyi unutmayın
Bağış